| herseye ve herkese dair birtakım yazılar... |
Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz.Yaklaşık 250 yıldır Batılılaşma ve paralelinde demokratikleşme çabası içindeyiz toplumca. Öyle ki onca reform, değişen hükümdarlar; hatta rejim bile bu çabaların ürünleri olarak görülebilir. Özellikle 80'li yıllarda girilen Gümrük Birliği-Ortak Pazar hadiseleri ve müzakerelerde ciddi ilerlemeler yaşanması, bizi hem Batıya hem de batılı anlamda modernize olmaya sevketti. Aslında 'Modernizmin açmazlar' ve 'Batı uygarlığının yapaylığı' konuşulması gereken konular ama bu fıkranın konusu olmadığı için başlık olarak geçmekte fayda var. Asıl konu; Türkiye'nin demokratikleşmesi konusundaki sancılardır. Özellikle eski sosyalist entelektüellerimizin Türkiye'nin demokratikleşmesi şablonunda İskandinav demokrasilerine yaklaşması gerektiğinden dem vurması; bu bakış açısının anti-tezini de doğurmaktadır. Evet, kabul etmek gerekir ki İskandinav demokrasisi, Dünya'da en tepe noktadır. Ama her ülkenin ve toplumun şartları, jeopolitik,jeostratejik, konumu; demokrasi anlayışıyla direkt-dolaylı paralellik göstermek durumundadır.
İsveç, Danimarka gibi ülkelerin Ankara kadar nüfusu; Konya kadar toprağı vardır malumunuz. Ve coğrafi olarak 'sorunsuz' bir bölgededirler. İsveç yaklaşık yüz yıldan fazla zamandır kimseyle savaşmıyor bile; hatta 'savaş açılamama' pozisyonu var uluslararası anlaşmalar neticesinde. Haliyle bu ülkelerin demokrasileri ileri düzeydedir. Ama Abd,Rusya,Türkiye gibi ülkeler hem toprak; hem de nüfus bakımından 'büyük' ve 'sorunlu' ülkelerdir. Zira bu ülkelerin demokrasi anlayışları ve yöntemleri de kendilerine hastır. Burada anti-demokratik uygulama ve refleksleri tasvip ettiğim anlamı çıkarılmasın lütfen. Demokrasi; son tahlilde vazgeçilemez ve ihmal edilemez bir olgudur. Sadece şekil ve yöntem bazında farklılıklar gösterir.
Bugüne kadar hep ithal anayasalarımız olmuş olsa da; bunların kendi dokumuza göre ayarlanması doğaldır. Sonuçta İsviçre Medeni Kanunu'nu kullanıyor da olsak, bizde bir 'İskandinav Demokrasi Modeli' fikri ütopyadır. İtiraf etmeliyim ki benim de ütopyalarımdandı.
Örneğin son yasal düzenlemeler gereği emniyet aylarca takip ettiği ve baskınla etkisiz hale getirdiği bir çeteyi savcının talimatıyla 2 saat sonra serbest bırakmak zorunda kalıyor. Bu belki bir çok ülkede normalken; bizim gibi çeteleşmelerin ve kanunsuz işlerin yoğun olduğu bir yerde nasıl normal karşılanabilir?
Elbette AB uyum sürecinde yapılan reform ve revizyonlardan geri dönmemek gerekir ama özellikle güvenlik stratejilerimizde daha hassas olmalıyız diye düşünüyorum. Demokrasinin eşiği diye bilinen İngiltere'de bile; konu kamu güvenliği olunca nasıl bir tavır alındığını herkes bilir. Buradan hareketle;
Gerek silahlı kuvvetlerin,gerekse istihbari faaliyetlerin güçlü ve kararlı bir yöntem dahilinde işler halde olması ve 'yasalar dahilinde' hem iç hem de dış sorunların ve tehditlerin çözümünde aktif bir rol oynaması gerektiği aşikardır. Bu konuda gerek güvenlik kurumlarımıza gerekse yönetim aygıtlarına halkın destek ve yardımı önemli yer tutmaktadır.
Güçlü ülke olmanın 3 şartı vardır;
-Güçlü ekonomi, Güçlü askeri-istihbari yapılanma, Güçlü DEMOKRASİ.
Mutlu ve Özgür bir toplum dileğiyle....
16:46 - 13/4/2007 - yorum yaz
|
Tanım
Son Yazılar- An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu - Kalben sanıyorum... - Ve Geldi Yaz... - Moskova ve Pekin mi Türkmenistan'ı Kuvveytleştirecek'? - Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz. - Statüko Neden Var? - Ağlamak yerine çözüm istiyorum - Yağmurla akmak ahmaklığa... - Türkiye'nin Sorunu.. - Kültürsüzleş(tiri)len Toplum |