| herseye ve herkese dair birtakım yazılar... |
Kalben sanıyorum...Aşırı solcu; kireç kokan, duvarlarında aidat listeleri, giriş kapısına paralel bir çay ocağı olan yandan yemiş sendikaların birinde tanıştık seninle. Siz arka mahalledeki sorunlu okulun talebeleri; biz var olan davaya ideoloji türeten geri zekâlı devrimcilerdik. Küçüktün o zamanlar; hem cismen hem kısmen. Ayaklarını yerden indirmek; türlü demagojiler gerektiriyordu. Beş kişi toplanıp orta sınıf bir Amerikan sigarası almayı; komünal bir fantezi sayıyordun. Oramdaki arkadaşlardan bazıları senin bana yavşadığını iddia ediyordu. Milletin kaşı gözü hep seni bana seyirtiyordu. Ve o zamanlar memleket çok fokurduyordu. Devirmeye devrimci, anarmaya anarşist ağabeylerimiz tuhaf bir rekabet içinde; hepsi memlekette bir avuç insan oldukları halde, o bir avuçtan bile türlü fonksiyonlar çıkarıyorlardı. Ben başa çabaladıklarını sezerdim. Halkın bambaşka tellerden türküler sevdiğini de bilirdim. Che resimleriyle nikah kıyan liseli kızlarla bu işin olmayacağını da... Hatırlarsan sazcı arkadaşlar da vardı. İki usta öğreticiydi ipi göğüsleyen. Sonradan saz kursları açmışlardı. Farklı telin adamlarıydılar; sazı saz olduğundan ziyade, adam bağlamak, gruplarına eleman yetiştirmek için çalar, türkü söylerlerdi. Saz araçtı onlar için. Kendilerini hayran hayran dileyen gençler de amaca giden yolda saf militan sürüsüydü. Çok güzel çalarlardı. Şelpesinden, türküsüne; halayından,bestesine kadar. Hep Ahmet Kaya çalsın isterdik; saatlerce dinlerdik. Bu belirsiz çabalardan bir ara sıvışıp; farklı alemlere göçmüştüm ben. Oyun yazıyordum,film çekiyordum kendimce. Politize olmak, soytarı olmak kadar cazip gelmiyordu. Korkuyordum yok olup gitmekten, unutulmaktan… Şu fani hayattan giderken ardımda bir şeyler bırakmak istiyordum. Sen de liseyi bitirip; sınavlara hazırlanıyordun gayri ihtiyari. En mülayim talebenin bile günde üç kere sövdüğü bu sisteme inat giriyordun sınava. Bense ileride gire çıka yalama olacaktım bu öğrenci seçme sınavında! Bir gün bir yerde bir ikindi vakti karşılaştık seninle. Ve ben de bir şeyler yeniden doğruldu öylece. Sonra zaman zaman bazı yerlerde sebepsizce buluştuk seninle. Sebebi var mıydı bilemiyorum aslen ben. Vardı sanıyorum. Sen hep asi kız profili çizip duruyordun- o havalardaydın. Günde 2 paket sigara içerdin-maharetmiş gibi -ki hastaydın -ki yemek yemiyordun gerektiğince Üzülüyordum. Ablanın yanındayken girdiğin ortamlardan, katıldığın eylem ve yürüyüşlerden bahsederdin. Geniş bir insandın, tabu yıkardın,sen cinselliği bile türlü sesler çıkarmamak şartıyla konuşurdun. Bir gün şiirlerini getirmiştin. Güzel yazıyordun hakikaten. Ama eksik bir şeyler seziyordum , yudumluyordum sende ben. Bu heyecanın, bu karşıtlığın hafiften ürkütüyordu. ‘Günaydın anneciğim, günaydın babacığım yine sabah oluyor Evde sabah olmaz deme, orda günler geçmez deme içime sancı doğuyor’ Diyen şair gibi yorulmuş ve dingin bir hayatı arzulayan biriydim. Sen ise bu kaygıları paylaşmıyordun sanıyorum. Ve beni sadece kalben çekiyordun, değil aklen… 15:01 - 13/10/2007 - yorum {yok} - yorum yazVe Geldi Yaz...Ve geldi yaz; ekşiyen bir limon gibi. Az gitti,uz gitti,dereleri tarumar etti ama geldi. Nefs işte; kışın ısınsın havalar diye yaz yolu bekler durur, yaz ileyken de mayışmaktan dem vurur. Peh! Küresel ısınma var şimdilerde; ahir zaman alameti... Nisan sonuna kadar kuruyan ayazlar büktü belimizi. Şükür yine de. Keşke her şey bu kadar yüzeysel geçse adama!
Aşk da mayışıyor yaz yanaşınca. üşüyen ellerimizle beklediğimiz yollar; kar yağan,kar akan yollar erim erim eriyor şimdi. Buluşmak bahanesiyle kapandığımız ılık pastahaneler, sandalye ve masalarını dışarıya çıkartıyor. Gerçi Park Pastahanesi vardı buralarda. Yıktılar bir belediye kararıyla. Anısı var kederleniyor insan bazı bazı. Değişen yapılar mı,yaşamlar mı, zamanlar mı?
Geldi yaz ve azdı cinsel hissiyatları insanların. Sınıftan arkadaşlar düz duvara tırmanıyorlar. Hazır delinmişi de vardır bir ihtimal ama 'kireç-duvar' fantazisi onlarınki. Sapıklığa varan bir abazanlık. Dersler,defterler fora! Hocalar bile sevişmemiz yönünde telkinlerde bulunuyorlar. Tozlarından silkinen camlar; buğulanmaktan ar edecek gayrı. Ve tükenecek yine birilerinin, bir yerlerinden, bir şeyler. Sonra müzik listesinden acı bir türkü çalacak ve kekremsi bir sigara yakacağız. 'Ne kadar saçma! Kekremsi sigara olur mu hiç' diyen sosyal zekasızlara inat; kekremsi bir sigara; hatta cigara!
Ve o kekremsi s(c)igaradan bayatlamış iki nefes.
'Çarşamba'yı sel aldı, bir yar sevdim el aldı
Keşke sevmez olaydım,elim boynumda kaldı'
Bu türküye yerli bir içki patlatmadığımıza dua etmeli toplum mühendisleri ve şarkının söz yazarı.
Hatta ucuz şaraplara adandığı hissini uyandırdığı için uluslararası içki tekellerinin tepkilerinde de yırtmış olmaları kısmetlerindendir.
'Çarşamba yollarında, kelepçe kollarımda
Allah canımı alsın, o yarin kollarında'
En iyisi geldi yine yaz. Suratımda defalarca tekrarlanmış hezimetlerin çizgileri. Ve kızıl sakallarım... Uzatmıyorum artık, anarşist diye sövüyorlar-
Gelsen de bir,gelmesen de yaz! 11:41 - 25/5/2007 - yorum {1} - yorum yazYağmurla akmak ahmaklığa...Yağmur yağıyor dışarıya... Biz ise üç arkadaş; bizi diğer arkadaşlarımıza götürme iddiasındaki minibüsle; yağmurla berraklaşan mazimize inceden göz kırpıyoruz. Yanımda Ali, derin derin bir şeyler düşünüyor; hüzün kokuyor,hüzün kokutuyor. Diğer yolcular biliyor yahut bilmiyor ama biliyorum ben. Durağa gelirken eski bir ya'resi belirli karşısında, onadır bu kahırları. Arka koltukta Tayfur var. Cüsse itibariyle onun varlığını inkar ahmakça ve beyhude olur ama yüreği zarif bir dosttur o da diğerleri gibi. Minibüs bizi götürürken biz mahalleden diğer birine; ve minibüsün camı masrafsız yıkanırken yağmur damlalarıyla, herkes cama bakıyor. Ya da sadece ben ve Ali bakıyoruz da; tümden gelip tüme varıyoruz bu sebeple. Ön koltukta bir kız, şoförle lüzumsuz ve seviyesiz bir sohbete giriyor. Kız adama yavşıyor mu bilmiyorum ama o an pek de fark etmiyor. Çünkü minibüs bizi götürüyor tüm olumsuz hava muhalefetine muhalefeten; aheste aheste... Belki koymazdı eskilerle buluşmak bu kadar; yağmur böylesine yağmasaydı. Ve belki de Ali bu kadar susmazdı sohbet boyunca; ya'resi ona çarpmasaydı. Aslen hepimizin en az Ali'ninkiler kadar derin ve ekşi ya'relerimiz vardı ama biz; oyunumuzu iyi oynuyorduk. Ağlamak caiz değildi o akşam... Derken buluşma yerine Kenan; sonra üçlü olarak Burak,Turgay ve Tunahan geldiler. Bizimkisi liseden bu yana dostlukiçi hiyerarşi gibiydi. Herkes dosttu ama ikili-üçlü 'sıkı dostlar' vardı. Zaten Burak'la Turgay abi ve ablaları vesilesiyle akraba da olmuştu. Benimse bu dostlaşmalarda tuhaf bis misyonum vardı. Herkesin derdini dinleyen ve bilen; ama kimseye anlatmayan, istese de anlatamayan gerzeklerdendim. Çok içliydim belki de, çok içimdeydim. Köfte gibi... Kenan,Burak ve Turgay üniversiteliydi artık. Tunahan ise kayıt dondurup işlerinin başına geçmişti. Ben ve Ali ise -tuhaf bir yazıdır- üretmeden tüketen sınıftandık artık. Yani eğitim sektörünün de içinde değildik. Yıllarca yaptığımız bu iş artık eski tadını vermiyor muydu ne? Ben zaten üniversite terktim-gayri ihtiyari sebeplerden-. Ali ise istemedi, hep korktu bir şeylerden, bir yerlerden kopmaktan. Benim eskiler tarikatından kardeşim... İçilen çaylar ve yakılmayan sigaralarda hep maziyi özldik grupça. Yani maziyi özlemek için toplanmıştık sanki. Oturup yüz yüze özleşen insanlar... Garip aslında. Aslında o masadaki herkesin herkesle geçmişte büyük kavgaları olmuştu. Kurcalanmaya kalkınsa; sittin sene toplaşamazdık o şekilde. Ama ciğerimizi biliyorduk birbirimizin, iyi niyetlerimiz galipti husumetlerimize karşı. Girilen ortamların verdiği soğuk hava ve umulanı bulamamışlık hali; eskiyi özletiyordu bize. 'Nerede o bayramlar' gibiydik. Nerede o Aliler,Kenanlar vs.. Yani yenisi eskisini aratmasa- ki bir çoğu için aratmadığı için aramıyorlardı zaten- aramazdık birbirimizi bu denli. Lisede yapılanları mahrem bir sır gibi saklamak ve sadece birbirimize şıplatmak da ondandır belki bilemiyorum. Biz o günlerde; matematiksel yazgının ve sosyolojinin parmağını arıyorduk. Ve o günlerde can sızlatıyordu; yarın olacağı gibi..... 15:49 - 8/1/2007 - yorum {1} - yorum yazHal...İsterik çığlıklar gibi gelişiyor ve değişiyor her şey. Yazıkki iyiye ve güzele gitmiyor çoğu kez bu her şey. Bokuna bokuna çıkarılan savaşlar, üstü örtülü aşk acıları,aşağılık kompleksleri,annenin şevkat kokan fakat derman olmayan elleri... Kavruldukça kavruluyor yüreğim,kaynadıkça kaynıyor; defalarca ölüyormuşum ve yeniden diriliyormuşum hissi veriyor. Ve her kaynama ve kavrulma; hayata ve yaşamaya hala hazır olmadığım hissine evriliyor. Bazan yaşamak bile garip geliyor,belkide ağır. Bu teknik bir istatiklikten ziyade,manevi buhranların izdüşümü galiba. Yaşıtlarım var,eski dostlar bunlar. Bakıyorum da kimi evlilik arefesinde,kimi meslek-zenaat sahibi olmuş yahut olacak. Bense daha 'Bismillah' deyip hayata atılmaya çalışacağım. Eylemsizlik ve Kararsızlık izin vermiyor galiba hayata atılmama. Korkuyorum da.
21:08 - 16/7/2006 - yorum {yok} - yorum yazGöçmek Buluttan Buluta...Kendimi bi bok sanırım ne zaman binsem uçağa. Hoş binenler de altı-üstü bok bu durumda ama mühim insanmışım gibi gelir bana. Bulutlardan bulutlara göçürüyor uçak bizi. Ve sadece bön bön bakanlar bulutları beyaz sanıyor. Zifiri artık tüm bulutlar bre! Beyaz kalmadı çünki ne doğada ne de ruyada. -Petrolden sonra en az bulunan şey bu beyaz artık- Hep uçmayı düşlemişimdir ufakkenden beri ama böyle değil; yani bir motorlu araç rafakatinde olmasa... Kendi kanatlarım olsa da uçsam derim hep. Hayal işte... 7 Nisan '06 Lefkoşa-Adana Hava Boşluğu 21:26 - 10/4/2006 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Tanım
Son Yazılar- An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu - Kalben sanıyorum... - Ve Geldi Yaz... - Moskova ve Pekin mi Türkmenistan'ı Kuvveytleştirecek'? - Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz. - Statüko Neden Var? - Ağlamak yerine çözüm istiyorum - Yağmurla akmak ahmaklığa... - Türkiye'nin Sorunu.. - Kültürsüzleş(tiri)len Toplum |