herseye ve herkese dair birtakım yazılar...

An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu

Kategori: politik
Hükümetin ikinci kez tek başına seçilmesinden bu yana ülkemizin dış ilişkilerde aktif ve dengeci bir yöntem belirlediği ve bunda da Prof. Davutoğlu'nun önemli katkıları olduğu kuşkusuz. Özellikle Türkiye'nin daha önceleri hiç olmadığı,bilinmediği yerlerde de bilinmeye başlaması prestij anlamında olumludur.
 Meseleye derinlik katmak gerekirse Türkiye'nin Ortadoğu ve Kafkasya'daki etkin olma uğraşının ardında Kafkasya'da Rusya, Ortadoğu'da İran ile olan 'gizli liderlik mücadelesi' olduğu günümüzde pek de gizli kalmış sayılmaz sanıyoruz. Zira İran'a karşı laik Türkiye'nin etkinliği bir çok uluslararası gücün de istediği bir durum olabilir. Kafkasya cephesinde ise durumun tam olarak ne olduğu Ortadoğu'ya nazaran daha az bilinebilir gibi. Özellikle Suriye-İran-İsrail üçgeninde çıkan ihtilaflarda Türkiye'nin arabulucu tavrı takdir kazanmış ve son Davos çıkışı da bireysel anlamda hem Başbakan'ın hem de Türkiye'nin bölge halkı tarafından da sempatik görülmesine zemin hazırlamıştır.
 Bilinmesi gereken şey şudur; Türkiye attığı adımlarda her ne kadar bağımsız ve güçlü bir irade gösteriyor gibi görülse de, bu dış etkenlerden bağımsız değildir. Planlanan programlar ekseninde hareket ediliyor olması muhtemeldir. Bu nedenle daha çok çalışmak ve Türkiye'nin genç nüfus potansiyelinden istifade etmek lazımdır. Biz kendimizi iyi yetiştirmeliyiz ki memleket daha az dışa bağımlı olsun. Uydu ülke değil, bağımsız ve ciddi manada güçlü bir ülke olalım.
 Saygılar.

13:04 - 13/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Ağlamak yerine çözüm istiyorum

Kategori: politik

Dost Hrant Dink'in Agos gazetesinin ilk sayısında "Kültürel Çeşitlilik ve Hoşgörü" başlığıyla bir yazım yayınlanmıştı:

"Ağaca bakar-görmez ağacı-kendini görür

Yola bakar-görmez yolu-kendini görür

Ve aynaya bakar-görmez kendini-

-Selam verir"

Ermeni şair Zahrad, şiirinde kendimizden başka bir şey görmemenin başkalarını görmemizi engellediğini şiire döker."

Türkiye'de herkesin sorumlu olduğunu söyleyenlere bakılırsa ülkenin kafası iyice karışık. Sorumlu olan medya, aydın ve de elinde güç olup da bunu toplum lehine kullanmayanlar. Hrant Dink ne yazmıştı:

"İtiraf etmeliyim ki ülkemdeki 'adalet sistemi'ne ve 'hukuk' kavramına güvenim fazlasıyla sarsılmıştı. Demek ki, bu ülkenin yargısı birçok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil. Yargı yurttaşı değil, devleti koruyordu.

Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar millet adına deniyor olsa da, şu çok açık ki millet adına değil, devlet adına verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay'a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?" Evet, ben de bunun altına bütün kanımla imza atarım. Çünkü bu acıyı aynen yaşadım. "Haddimi bildirmek" için yalan yanlış yazan, iftira atan medyayı, yazarları, aydın geçinenleri, ilgisiz duranları, yetkili kurumlarda ilgisizleri, siyasallaşmış davaları ve hazır bulunanları ben de gördüğümden Hrant'la iyi anlaşırdık. İkimiz de "haddimiz bildirilmesin", "özgür ifade hakkımız olsun" ve de "bağımsız yargı ve adaletten yararlanma" istemiştik. Birilerinin hoşuna gitmiyor diye ellerinde güç olanlar vuruyor. İkiyüzlü arkadan ağlama krizleri asla çözüm olmuyor hayatımıza. Yani ister Ermeni olalım, ister Türk veya Müslüman, Ortodoks ya da Yahudi fark etmiyor. Doğu'da ya da Batı'da oturalım yine fark etmiyor. Hepimiz haksızlığa uğradık ve uğruyoruz. Yıllarca süren mahkemelere katlananlar var, parası olup dava açabilenler var ya da Allah'ından bulsun deyip bırakanlar. Ama hepimiz adalet denilen güzel kadının elinden bir tokat yedik. Günlük hayatımızda, askerde, mahkemede, işyerinde haksızlığa uğradık. Adalet aradık. Çok ileri gidersek bize "haddimizi bildirecek" birilerine tosladık. Ya kadın olduğumuz için aşağılandık ya Ermeni ne fark eder? Ben adalet istiyorum. Bunu istemeden "hepimiz suçluyuz" diye terane satanları dinlemiyorum. Tam bağımsız yargı reformu için siyasiler ne yaptı? Hükümet beş yılda ne yaptı? Medya ne yaptı? Hangi baskıyı uyguladı? Hangi kampanyayı açtı?

Türk milleti suçlu değil. Millet adalet istiyor, bekliyor. Kim verecek? Kim yıllardır temsil adaletini engelliyor? Milliyetçi Türkler mi? Neden partiler yanaşmıyor temsil adaletinin uygulanmasına? Neden yasaları değiştirmiyorlar? Oy için yaş sınırını hemen indirenler neden seçim barajını indirmiyor? Daha mı zor? Onunla aynı fikirde olmamız gerekmezdi. Adalet arayan Hrant Dink'e adalet veremedik. Çünkü hep çifte standartta davranıyor çevremiz ve herkes susuyor. Bu bıçak benim kalbime çok saplandı. Nefret kültürü yerleşmesine, yeşermesine su taşıyan medya 28 Şubat'ta yazdıklarını unuttu mu? Herkes kendine çekidüzen vermeden "hepimiz suçluyuz" nakaratına karnımız tok. Sen suçlusun! Bir kez bari ağaca bak ağacı gör! Aynaya bak ve kendini gör. Beni bırak...

93'te Mevlüde ana Solingen'de iki kızını, iki torununu ve kız kardeşinin kızını ırkçıların yaktığı evinde kaybetti. Hiçbir yere Alman halkını suçlayan beyanat vermediğinden cumhurbaşkanı ödül verdi. Posta kutularına aylarca 'sizi yakacağız' kâğıtları atıldığında kimse onları korumaya almayı düşünmedi. Yakıldılar. Sonra verilen evde bütün güvenlik önlemleri, kameralar tamdı gittiğimde. Kızgın, öfkeli konuşmamasının nedeni? Dedi ki; "Biz buraya insan geldik insanlığımızı gösterelim".

Hükümet duyarlıysa Ermenistan'a kapı açsın hiçbir koşul olmadan ve adını Hrant Dink koysun. Medya duyarlıysa Seçim Yasası değişsin ve de baraj insin diye yayın yapsın başarıncaya kadar. Aydın duyarlıysa yargı reformu için baskı yapsın. Tarafsız olsun. Sen duyarlıysan vatandaş, hakkını aramaktan vazgeçme ve hesap sor herkesten. Toprağın bol olsun Hrant.

23/01/2007

Nevval Sevindi-Zaman

13:40 - 24/1/2007 - yorum {yok} - yorum yaz


Türkiye'nin Sorunu..

Kategori: politik

Günümüzde öyle ya da böyle, türlü sebeplerle gündeme getirilen durulan sorunlarımız var bizim. En bariz bir kaç örnek; adı çok partili hayata geçişle ve açılımlarla anılan Demokrat Parti ve rejim tartışmaları, ilerleyen yıllarda baş gösterdiği iddia edilen türban sorunu, gelişen AB süreci ekseninde demokratikleşme-şeffaf yönetişim noktasında çekilen sancılar vs.. Uzayıp gidiyor öylece.

 Zira-ülkede türban üzerinden tartışılan; rejimin yıkılması ve yerine bir din rejiminin getirilmesi hülyalarının; siyasal iktidar tarafından görülmesi iddiası da gerçekçi değildir. Çünkü ülkede yapılan hemen hemen tüm istatisliklerde böyle bir rejim isteyenlerin oranı yüzde 3'te kalmakta. Ayrıca ben kimsenin başka bir kimsenin eşinin başına ne taktığıyla alakadar olduğuna da inanmıyorum.

 Asıl sorun; Cumhuriyeti kuran semi-militarist,burjuva-oligarşisinin egemenlik erki ve hakkını, gücünü haktan alan ve seçilmiş kişilere bırakın vermek, paylaşmak dahi istememesinden kaynaklanmaktadır.

Bu rahatsızlık devletin bir çok kurumunda da dolaylı ya da direk olarak kendini belli ettirmektedir. Demokratik açılımlar ise yine aynı zümrenin; hakim olduğu kadroları ve kurumları ciddi tedirgin etmektedir.

 Son tahlilde; sorun bir anlamda 'erk sorunu', 'rant sorunu'dur. Kamoyuna sunulan suni gündemler ve önemsiz ayrıntılarsa bu çekişmenin meşru düzlemde devam etmesi için bir semboldür.

 Hayırlı Bayramlar.

21:32 - 31/12/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Kültürsüzleş(tiri)len Toplum

Kategori: politik

Uzun bir süredir bu sayfadan; lutfedip ziyaretçim olan arkadaşlara ulaşmak maksadıyla çoğu kez türlü gevezeliklerle baş ağrıtıyorum farkındayım. Ve yine uzun süredir fıkralarımın başlıklarında da 'toplum' sözcüğünün bolca geçtiğinin de farkına varmış durumdayım. Bu bir tekrar düşmek midir bilemeyeceğim ama bunun bir 'toplum analistliği' iddiası olarak algılanmasını istemem. Belki sorunum toplumlar ve açmazlarıyladır bilemiyorum. Bir bilinçaltı meselesi de olabilir.

  Sürekli sorduğum bir sorudur kendime: Toplum olarak neden bu denli kültürsüz ve okur-yazarsız olduğumuzu ve kaldığımızı... Aslında sözlü ve ananevi bir kültürümüz söz konusu olsa da; Modern normlar göz önüne alındığında tam bir 3.Dünya ülkesi durumundayız maalesef. Aslında son dönemlerdeki yapısal reformlar; eğitim ve kültür de ufak bir sıçrayışa sebep olmuş gibi görünse de,

bu Türkiye gibi bir ülke için 'devede kulak' kalır.

 Her zamanki gibi bir zamana yolculuğa çıkmak fena olmaz galiba. O dönemdeki Türkiye'nin; bu zamana nazaran daha despotik-bürokratik bir devlet yapısına sahip olduğu; sivil siyaset ve bireyci anlayışın hengamesinin bile okunmadığı o yıllar... Cuntalar,fişlemeler,sürgünler,postmodern denilen-ihtilal kokan- darbeler,baskılar,sivil siyasetin maruz bırakıldığı utandıran manzaralar vs...

 Neticede; örneğin darbeleri ele alacak olursak; bu girişimler bu ülkeye ve değerleri denilebilecek kişilere zararı fazlacadır. Aslında beni düşündüren ve ürküten hadise şu: Bu ülkede yıllarca ve halihazırda -düşünce suçu- denen bir kavramın ve cezasının mevcudiyeti... Düşünme eyleminin suç olarak algılanması zaten akla aykırı bir mevzudur aslında. Yani eli kalem tutan,ders veren,belirli bir birikim sahibi olan ve bunu toplumla paylaşma arzusunda olan insanların maddi-manevi baskılarla sindirilemeye çalışılması durumu...

Akla hemen şu geliyor; -yönetenler, yönetilenlerin düşünmesini istemiyor mu?  -Halkın aydınlanması; ülkeyi yöneten idarecilerin başlıca görevlerinden değil mi? -Cahil bırakılan bu halktan, yakınmak hangimizin hakkı?

Aslında insanlık tarihinde inandığı doğruları dile getiren ve savunmak hep cesaretle anılır olmuştur. Çünkü egemen erkler ve statüko; her daim bu fikirleri ezme ve sindirme yolunu seçmiştir. Üzücü olan bu baskıların, bu çağda Modern devletlere nazaran bizde daha fazla ve belirgin olmasıdır. Biz eğitmediğimiz,okula göndermediğimiz, 'sistematik düşünce pratiğini' benimsetemediğimiz bir toplumdan ne bekleyebiliriz soruyorum size. Sonradan bu eğitimsiz; her söylenene bel bağlayan ve kolayca kanabilen bu insanlara veryansın ediyoruz öyle mi? Bence buna hakkımız yok!

 Bugün dahi bir kültür ve demokrasi toplumu meydana getirme noktasında etkin görevler üstlenen akademisyenler,yazarlar; fikirleri dolayısıyla baskı altındalar ve yargılanabiliyorlar. Fikirlerine katılırız,katılmayız ama sırf bizim ya da 'resmi erk'in görüşlerini paylaşmıyorlar diye onları cezalandırmaya yeltenmek; onlara bir şey kaybettirmez, kaybeden ülkemiz olur zannımca.

 Demokrasi; farklılıkların ve farklıların birbirine saygı içinde ve bir bütün içinde barınması ve düşüncelerin hürce dile getirebilmesidir bence. Okudunuz mu bilmiyorum 'Dünya'nın en iyi üniversiteleri sıralamasında Türkiye üniversiteleri ilk 500'e bile giremedi'. Şimdi buna gülmeli mi ağlamalı mıyız?

 Bence gülmeliyiz çünkü bu komedyada hepimizin dolaylı da olsa payı ve sorumluluğu var. Toplumca kültürel ve sosyal anlamda nerede olduğumuzu görmek isteyenler 'Toplumsal Olgular ve Ekonomi Altyapılı Sebepleri' adlı fıkramı okuyabilirler. Yazıyı sıkıcı bulanlara da arama motorlarından ya da başka kaynaklardan araştırma yapmalarını önerebilirim.

 Peki neler yapılabilir daha başka?

 Haddimi aşarak şunları söyleyebilirim; çok çalışmalı,çok okumalı; okutmalı ve yönetileni yöneteni toplum olarak bir kültür toplumu olabilmek için üzerimize düşeni elimizden geldiğince yapmalıyız.

 Yapmazsak ne mi olur? Hiiç!

 -Dün neler yaşandıysa; yarın da aynıları isim ve mekan değiştirerek-belki değişmeden bile- tekerrür edebilir.

         Sevgilerimle.

21:27 - 17/12/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Değişen Dünya Yapısı Ekseninde Türkiye.

Kategori: politik

Diğer yazılarımda da üzerinde sıklıkla durduğum bir konu bu '91 sonrası hadisesi. Çünkü Dünya'nın 91'den sonra çok fazla değiştiğine inanıyorum. Öyle ki; hiçbir değişim ve gelişim; reformlar,devrimler;1789,192,1453 gibi tarihler, Dünya'yı 1991'den sonrası kadar hızlı ve güçlü bir şekilde değiştirmemiştir. Biz Türkiye olarak 'Milli Şef' döneminde yani hafızam beni yanıltmıyorsa '50 de Nato'ya üye olduk. Burada maksat kuzeydeki Sovyetçi ve Komünist tehdite karşı taraf olarak ABD ile askeri,ekonomik ortaklık kurma yoluyla bir anlamda kurtulmaktı -ki ABD başkanı W.Bush yıllar sonra 'sizi komünistlerden biz kurtardık' diyecektir-. Bu hadise ışığında şöyle bir çıkarım yapmak da mümkündür. Artık Dünya'da bağımsız, yani hiç bir topluluğa,konfederasyona,birliğe üye olmayan bir ülkenin olamayacağı; olsa da uzun süre bu anlayışla ayakta kalamayacağıdır. Bu çıkarım elbette sadece Türkiye üzerinden yapılan bir tahlil değildir; daha çok geneldir. Günümüzde en marjinal çıkışları yapan;anti-kapitalist bir lideri olan petrol ülkesi Venezuela bile; Kapitalist bloga karşı, Latin Amerikalı sosyalist liderler ve İran'la işbirliği kapıları aramakta ve destek toplama gereksinimi duymaktadır.

 Bu gerçekten hareketle; özellikle Özal dönemiyle birlikte başlayan liberalleşme, liberal ekonomi tarzı ve AB'yi bir 'devlet politikası' haline getirme dönemi başlamıştır. Aslında Özal ABD'ye daha yakındı ama ondan sonraki süreç ve Gümrük Birliği hadisesi ile AB'ye yaklaşmış olduk. Bir dönem Marlboro ve döviz taşımanın bile yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz dikkat çekmek isterim. Cebinde döviz taşıyan hainleri düşünün bir!

 Bu liberalleşme ve Global bir köye dönüşen Dünya'ya entegrasyon yolunda toplum olarak pek de hazırlıklı sayılmazdık. Zaten eğitim seviyemiz ve ekonomik standartlarımız ortadaydı. Her ne kadar sokaktaki insan bu hadiselere yabancı ise de; bu pozisyondan istifade eden iki grup olmuştur: Burjuvazi ve Dini Cemaatler... Aslen Burjuvazi ve Oligarşi bu dönemde; eskiye nazaran daha zengin ve güçlü olmuştur ki, bu çok doğal bir sonuçtur. Sadece 4 yıl önceye nazaran ülkenin ileri gelen zenginlerinin ekonomik edinimleri bunun en bariz örneğidir. (Cumhuriyetle yönetilmiyor muyuz ne oligarşisi bu diyen kardeşlerim için : Dünya'da Oligarşi'nin olmadığı ve hakimiyet noktasında tesirinin bulunmadığı ülke yok gibidir. Buna başta 'politbüro'yu örnek verebiliriz.)

 Dini Cemaatler ise toplumsal açılımlar ve dış dünya'ya entegrasyon anlamında büyük ilerlemeler kaydetmişler; hatta bu konuda 'ilerici ve çağdaş değerleri savunduğunu ileri süren tek adamcıları' bile geride bırakmışlardır. Yayın,eğitim,ekonomi alanlarında ciddi ilerlemeler göstermişlerdir ve zannımca bu takdire şaheyandır.

 Değişen Türkiye baz alındığında devlet yapısında da ciddi toparlanma ve bariz bir küçülme olmuş; liberal-sosyal devlet sentezi ekseninde özelleşme büyük ivme kazanmıştır. Şu an Türkiye Bankalarının büyük bir kısmı özelleştirilmiştir. Aslında bu bankalarının büyük çoğunluğunun da yabancı sermayeye satılması sistem olarak normal olsa da; oranın bu denli büyük olması endişe uyandırmıyor değildir. Çünkü Macaristan örneği buna açık bir örnektir. Sistemsiz liberalleşen ülke ve ülke ekonomisine hükmeden yabancı sermaye; sonunda halkın isyan etmesine yol açmıştır. Ben böyle bir tehlikeyi biz de görmesem de yabancı sermayenin kalıcı olmadığını; zarar etmeye başladıklarında ya da olası bir krizde gideceklerini düşünüyorum. Çünkü kar maksadıyla buradalar. -Özellikle borsada-

Ayrıca ekonomi noktasında Merkez Bankası'nın yerinde çıkışlarını da doğru buluyorum. Aslında önemli olan özelleştirme hadisesinde güçlü bir 'denetleme mekanizmasının' kurulabilmesidir ve bu noktada da ciddi adımlar atılmıştır.

 Toplum,devlet ve ekonomi bu denli değişirken ülke adına en büyük burukluğum Türkiye Sosyalistlerinin durumudur. Teoride her zaman 'değişimi,gelişimi ve ilerlemeyi' savunan bu cenah; maalesef değişme ve gelişmelere ayak uyduramamıştır. O kadar ki Avrupa'da Yeşiller Grubu'nun etkinliği göz önüne alınınca; 'sol' kavramını ve içini; kendisi sosyal-demokrat gören ve bu iddiada bulunan bir partinin boşaltmış olması da vahimdir. Ve maalesef bu boşluğu sosyalistler dolduramamıştır.

 Her ne olursa olsun; son 20-25 yılda belkide 100 yılda yapılamayan reform ve atılım yapılmış; 'Muasır Medeniyet' denen kavramın içi doldurulmaya başlanmıştır. Bu çabaların desteklenmesini tavsiye ediyor ve hür,demokrat,insancıl bir yaşam diliyorum. 

21:45 - 9/12/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım

Pardus... Özgürlük İçin... Son Yazılar
- An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu
- Kalben sanıyorum...
- Ve Geldi Yaz...
- Moskova ve Pekin mi Türkmenistan'ı Kuvveytleştirecek'?
- Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz.
- Statüko Neden Var?
- Ağlamak yerine çözüm istiyorum
- Yağmurla akmak ahmaklığa...
- Türkiye'nin Sorunu..
- Kültürsüzleş(tiri)len Toplum