herseye ve herkese dair birtakım yazılar...

Değişen Dünya Yapısı Ekseninde Türkiye.

Kategori: politik

Diğer yazılarımda da üzerinde sıklıkla durduğum bir konu bu '91 sonrası hadisesi. Çünkü Dünya'nın 91'den sonra çok fazla değiştiğine inanıyorum. Öyle ki; hiçbir değişim ve gelişim; reformlar,devrimler;1789,192,1453 gibi tarihler, Dünya'yı 1991'den sonrası kadar hızlı ve güçlü bir şekilde değiştirmemiştir. Biz Türkiye olarak 'Milli Şef' döneminde yani hafızam beni yanıltmıyorsa '50 de Nato'ya üye olduk. Burada maksat kuzeydeki Sovyetçi ve Komünist tehdite karşı taraf olarak ABD ile askeri,ekonomik ortaklık kurma yoluyla bir anlamda kurtulmaktı -ki ABD başkanı W.Bush yıllar sonra 'sizi komünistlerden biz kurtardık' diyecektir-. Bu hadise ışığında şöyle bir çıkarım yapmak da mümkündür. Artık Dünya'da bağımsız, yani hiç bir topluluğa,konfederasyona,birliğe üye olmayan bir ülkenin olamayacağı; olsa da uzun süre bu anlayışla ayakta kalamayacağıdır. Bu çıkarım elbette sadece Türkiye üzerinden yapılan bir tahlil değildir; daha çok geneldir. Günümüzde en marjinal çıkışları yapan;anti-kapitalist bir lideri olan petrol ülkesi Venezuela bile; Kapitalist bloga karşı, Latin Amerikalı sosyalist liderler ve İran'la işbirliği kapıları aramakta ve destek toplama gereksinimi duymaktadır.

 Bu gerçekten hareketle; özellikle Özal dönemiyle birlikte başlayan liberalleşme, liberal ekonomi tarzı ve AB'yi bir 'devlet politikası' haline getirme dönemi başlamıştır. Aslında Özal ABD'ye daha yakındı ama ondan sonraki süreç ve Gümrük Birliği hadisesi ile AB'ye yaklaşmış olduk. Bir dönem Marlboro ve döviz taşımanın bile yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz dikkat çekmek isterim. Cebinde döviz taşıyan hainleri düşünün bir!

 Bu liberalleşme ve Global bir köye dönüşen Dünya'ya entegrasyon yolunda toplum olarak pek de hazırlıklı sayılmazdık. Zaten eğitim seviyemiz ve ekonomik standartlarımız ortadaydı. Her ne kadar sokaktaki insan bu hadiselere yabancı ise de; bu pozisyondan istifade eden iki grup olmuştur: Burjuvazi ve Dini Cemaatler... Aslen Burjuvazi ve Oligarşi bu dönemde; eskiye nazaran daha zengin ve güçlü olmuştur ki, bu çok doğal bir sonuçtur. Sadece 4 yıl önceye nazaran ülkenin ileri gelen zenginlerinin ekonomik edinimleri bunun en bariz örneğidir. (Cumhuriyetle yönetilmiyor muyuz ne oligarşisi bu diyen kardeşlerim için : Dünya'da Oligarşi'nin olmadığı ve hakimiyet noktasında tesirinin bulunmadığı ülke yok gibidir. Buna başta 'politbüro'yu örnek verebiliriz.)

 Dini Cemaatler ise toplumsal açılımlar ve dış dünya'ya entegrasyon anlamında büyük ilerlemeler kaydetmişler; hatta bu konuda 'ilerici ve çağdaş değerleri savunduğunu ileri süren tek adamcıları' bile geride bırakmışlardır. Yayın,eğitim,ekonomi alanlarında ciddi ilerlemeler göstermişlerdir ve zannımca bu takdire şaheyandır.

 Değişen Türkiye baz alındığında devlet yapısında da ciddi toparlanma ve bariz bir küçülme olmuş; liberal-sosyal devlet sentezi ekseninde özelleşme büyük ivme kazanmıştır. Şu an Türkiye Bankalarının büyük bir kısmı özelleştirilmiştir. Aslında bu bankalarının büyük çoğunluğunun da yabancı sermayeye satılması sistem olarak normal olsa da; oranın bu denli büyük olması endişe uyandırmıyor değildir. Çünkü Macaristan örneği buna açık bir örnektir. Sistemsiz liberalleşen ülke ve ülke ekonomisine hükmeden yabancı sermaye; sonunda halkın isyan etmesine yol açmıştır. Ben böyle bir tehlikeyi biz de görmesem de yabancı sermayenin kalıcı olmadığını; zarar etmeye başladıklarında ya da olası bir krizde gideceklerini düşünüyorum. Çünkü kar maksadıyla buradalar. -Özellikle borsada-

Ayrıca ekonomi noktasında Merkez Bankası'nın yerinde çıkışlarını da doğru buluyorum. Aslında önemli olan özelleştirme hadisesinde güçlü bir 'denetleme mekanizmasının' kurulabilmesidir ve bu noktada da ciddi adımlar atılmıştır.

 Toplum,devlet ve ekonomi bu denli değişirken ülke adına en büyük burukluğum Türkiye Sosyalistlerinin durumudur. Teoride her zaman 'değişimi,gelişimi ve ilerlemeyi' savunan bu cenah; maalesef değişme ve gelişmelere ayak uyduramamıştır. O kadar ki Avrupa'da Yeşiller Grubu'nun etkinliği göz önüne alınınca; 'sol' kavramını ve içini; kendisi sosyal-demokrat gören ve bu iddiada bulunan bir partinin boşaltmış olması da vahimdir. Ve maalesef bu boşluğu sosyalistler dolduramamıştır.

 Her ne olursa olsun; son 20-25 yılda belkide 100 yılda yapılamayan reform ve atılım yapılmış; 'Muasır Medeniyet' denen kavramın içi doldurulmaya başlanmıştır. Bu çabaların desteklenmesini tavsiye ediyor ve hür,demokrat,insancıl bir yaşam diliyorum. 

21:45 - 9/12/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Kapitalizmin Son Oyunu: Good Bye Lenin, Welcome Ladin...

Kategori: politik

Kapitalizmin ve haliyle ABD'nin türlü çıkarları (petrol,süper güç kompleksi,silah satabilmek) için yaptığı bir çok hamle ve strateji söz konusudur. Ama konunun özünü kavrayabilmek adına biraz eskilere dönmekte yarar görüyorum.

2.Dünya Savaşı; Almanya'nın ikinci hezimetinin ve sosyo-politik problemlerin de artarak sürmesinin habercidir. Ve belkide soğuk savaş kavramının...

Bir yanda Bağımsızlık Mücadelesini kazanmış ve 'sömürme yarışı'na diğer rakiplerine nazaran hayli geriden başlamak durumunda olanABD; diğer yanda ise Boşlevizmin zaferiyle yeni bir döneme giren Rusya (yani SSCB). Uzun yıllar Nato ve Varşova Paktı aracılığıyla birbirleri aleyhine örgütlenme gayretine giren ve o dönem Dünya'yı da 'liberal ve sosyalist' diye ikiye ayırmayı başaran bu iki kutup; '91'e kadar kör döğüşüne devam etmişlerdir. Hatta Ay' çıkma yarışı da bunlardan biridir. Her ne kadar tarih kitaplarına Ay'a çıkan ilk ülke ABD ve insan da N.Armstrong olarak geçse de asıl gerçek geçenlerde ortaya çıkmıştır. Ay'a ilk çıkan devlet SSCB'dir. Ama Sovyetlerin uzaycılıkta Amerika'ya attığı bu gol; yapılan demokratik reformlarla sosyalist diktatoryalarının yıkılmasını önlemeye elbette yetmeyecektir.

Ve '91'den sonra Dünya bambaşka bir yörüngeye girmiştir adeta. Bir anlamda rakipsiz kalan Vahşi Kapitalizm; yeni rakipler,yeni karmaşalar,yeni krizler türetme yoluna girmiştir. İnsan tabiatında da bu böyledir aslında. Şayet mahallenin en güçlü kabadayısı siz iseniz; bir bahane ya da husumetle birilerine çatabilir;durduk yere kavga çıkartabilirsiniz. Kapitalizmin son çattığı coğrafya'da Ortadoğu ve Müslümanlar olmuştur (maalesef). Aslında BOP adı verilen şey; 50 yıl önceden çizilmeye başlansa da; SSCB'nin yıkılmasından sonra Batı'nın bu bölgeye alakasını eskiye nazaran daha da arttırmıştır. Yalnızca 'ikiz kulelelerin patlaması'ndan sonra bile Dünya kamoyunda oluşturulmaya çalışılan havayı düşünün. Özellikle Britanya ve ABD'de Müslümanlar potansiyel suçlu muamelesi gördüler; sürekli bir kaygı ve rahatsızlık içinde gerildiler, kah üstleri arandı,kah türlü psikolojik baskılarla sindirildiler. İslam Alemi; elinde kaleşnikofu; kara sakallı,kadınları çarşaflı eşkiyalar olarak lanse edilmedi mi? Öncesinde  Saddam desteklenip Körfez Krizi tezgahlandı ve sonrasında 'demokrasi şemsiyesi' altında Saddam devrilerek Irak işgal edilmedi mi. (600.000 cana mal oldu demokrasi!)

Aslında Saddam'ın devrilmesi kötü sayılmazdı ama Irak tarumar edildi. Hz. Muhammed'in hakaret etme maksadıyla -yine özgürlük adı altında- karikatürleri yayınlandı, İslam Dünyası'nın menavi duygularıyla oynandı.

Ve son olarak da diyaliz makinesine bağlı yaşadığı rivayet edilen Ladin; başına milyonlarca dolar ödül konulan bir efsane haline getirildi-ki M.Moore 'Hey Ahbap Memleketim Nerde' adlı kitabında Ladin ailesi ile Bush ailesinin çok yakın iki aile olduklarını ve ticari ilişkilerde de bulunduklarını ileri sürüyor- Şimdi de İran...

Onlar da Saddam gibi ilegal yoldan nükleer silah ediniyormuş! Eğer Saddam kadar azimli ve kararlılarsa onları da türlü paronayaların süslediği hazin bir son bekliyor.

 Anlaşılan Kapital; büyümek ve çiğnemek için 21.YY'ın bu yarısında Müslümanları ve O.Doğu'yu hedef seçti.

 Geçmiş olsun!.

21:07 - 1/12/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Şiddet Toplumundan Bilgi Toplumuna...

Kategori: politik

Şiddet; temel itibariyle evrensel bir kavramdır. Yani insanın olduğu her yerde sorun olduğundan ötürü, şiddet de kaçınılmaz bir sonuçtur. Yeryüzünün çeşitli ülkelerinde; farklı düzeylerde,farklı erkler tarafından uygulanan, organize ya da bireysel şiddetler söz konusudur. Yalnız bazı toplumlar için şiddet; kronikleşmiş bir saplantıya,eğilime dönüşebilmiştir.

 Konuya farklı bir açıdan bakmak gerekirse; şiddetle var olduğu toplum arasında sınıfsal bir paralellik vardır. Sanayileşememiş; makine üretimine geçememiş tarım toplumlarında şiddetin kanıksanması durumu daha belirgindir.

Biz; şiddeti kanıksamış; ve bir çok yerde ve durumda bunu meşru görebilen bir toplumuz maalesef. Bunun da her ne kadar sınıfsal altyapısı söz konusu olsa da; tarihsel diyalektik içinde 'ordu-millet' oluşumuzun da bunda payı büyüktür. Türk Toplumu, yerleşik hayata geçmeden önceleri beri var olan 'her erkek çocuğun asker doğması ve olması' durumu da, savaşçı ve şiddete meyilli bir toplumun yerleşmesinde temel etken olmuştur. Buna örf,töre gibi argumanlar da girince de; şiddetin yalnız savaş durumunda değil; sosyal yaşamda da normal görülmesi kaçınılmaz bir durum olmuştur. Günümüzde bu anlayış; değişen sosyo-politik hayat ve paralelindeki zihniyetle belirli bir oranda ortadan kalkmış ya da yumuşamıştır.

 Yalnız Orta Avrupa ve İskandinav ülkelerinde; şiddetin her türlüsü ayıplanan ve toplum hayatından izole edilen bir durumken; yarı-feodal ve gelişmekte olan ülkelerde maalesef durum bu ülkelere nazaran pek de içaçıcı değil.

-Tabi ki Avrupa'nın K.Afrika ve Ortadoğu'da yaptıklarını yadsımasak da; toplumiçi şiddet bazında bizden çok çok iyi durumdalar-

 Dünya, birçok kişinin tabiriyle 'sanayi çağından bilgi çağına' geçmiş durumdayken;bizim önce sanayi,sonra da bilgi çağına geçmemiz ya da muazzam bir başarı göstererek tarımdan direk bilgi çağına geçmemiz -ki hayaldir bu; hayli muallakta gibi. Çünkü biz Modern Dünya'yı 100 yıl geriden takip ediyoruz ,ve bu doğrultuda yalnıza teknoloji ve demokrasi ithal edebiliyoruz. 

 Sonraki süreçte bilgi toplumu olma yolundaki adımlarımız; genetikleşmiş ananevi travmalarımızla çatışma olasılığı ve toplum içindeki zihniyet çatışması daha uzun süreler devam edeceğe benziyor.

Muhakkak ki düne nazaran iyi durumdayız;ama bu kötünün iyisi denilebilecek bir durum. Çünkü Muasır Medeniyet kavramı teknik bi hadisedir ve öyle algılanmalıdır.

 Nasıl ki fötr giyerek Almanlar gibi üretemilmiyorsa; demogoji ve hamasetle de peynir gemileriyle ihracat yapılamaz.

 Sevgiler.

21:14 - 4/11/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Özümsenmemiş Demokrasi.

Kategori: serbest

Haber fazla eski sayılmaz. Almanya'da neo-nazist eğilimli şarkıcı Micheal Regener Berlin Mahkemesince; 'yahudilere ve ülkedeki yabancılara karşı nefreti yaygınlaştırdığı' gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. Bu noktada neo-naziler denilen (halk tabiriyle dazlaklar) gruptan dem vurmak yerinde olacak. Bu, çoğunluğunu genç milliyetçilerin oluşturduğu grup; Almanya'nın faşizan kesimini temsil ediyor ve bu görüş ekseninde eylemler,yabancılara saldırılar,kundaklamalar yapıyorlar. Almanya'nın başını bir hayli ağrıtan bu grup ve bunlar gibiler; Dünya'nın heryerinde var. Yani kastım; aşırı milliyetçi-faşist kişi ve gruplar.

 Yalnız haberde ilgi çekici nokta şuydu zannımca. Bahşi geçen şarkıcının serbest bırakılması için eylem yapan neo-nazilere karşı; Alman Hükümeti halkı örgütleyerek karşı bir tepki olarak 'naziler dışarı!' eylemini tertipledi. İki grup birbirine o kadar yakınki birbirlerinden ateş dahi isteyebilirler. Aynı sokağı paylaşan iki karşı grup yani. Polis iki gruba da müdahale etmiyor çünkü buna lüzum olmuyor. Ne kadar faşizm ve şiddet yanlısı söylemleri ve yer yer eylemleri olsa da; neo-nazilerle, 'naziler dışarı' naraları atan grup fiziksel bir çatışmaya meydan verecek hiçbir hareket yapmıyor. Kavga edilmiyor,yaralanan olmuyor,kimsenin burnu bile kanamıyor.

 Elbette gözaltı da yok. İki grup sessizce dağılıyor.

Şimdi bir empati kuralım ve gözümüzün önüne Taksim'de eylem yapan iki karşıt grubu getirelim. Neler olurdu dersiniz? Kan,şiddet,gözyaşı,gözaltı ve huzursuzluk. Hatta kaldırım taşını söküp diğerlerine fırlatan insanlar seyretmedik mi televizyonda.

 Farklı çıplak bir gözle görebilmemiz dileğiyle. Çünkü hazımdan hazıma; demokrasiyi özümsemek anlamında dağlar kadar fark söz konusu.

   Sevgiler.

13:21 - 25/10/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Fransız öpücüğü ve Konfederal Avrupa

Kategori: serbest

Son günlerde Fransa'nın meclisten geçirdiği 'Ermeni soykırımının inkarının cezalandırılmasının yasalaşması' hadisesi gündemi meşgul ediyor. Haliyle ülkede muazzam bir Fransa karşıtlığı ve Fransız mallarını boykot söz konusu. Fakat zannımca olayın derinlerinde sadece Fransa'nın ayıbı ve devasa lobi faaliyetleri yapan Ermeni Diasporasından ziyade; bir zihniyet tümörü ve siyasal hesaplar vardır.

 Hatta yine son günlerde Hollanda'da 'Süryani soykırımı' hadisesi gündemde. Zaten Türkiye'nin AB sürecinin temel muhalifleri Avusturya,Hollanda ve Fransa'dır. Haliyle bu ülkelerin bu perspektifleri doğrultusunda hamleler yapması şaşırtıcı olmamalı. Asıl hadise; AB'nin konfederal yapısı içerisindeki çatlaklardır. Çünkü başta Fransa olmak üzere Hollanda'da dahil bir çok ülke halkı 'AB anayasasına ret' oyu vermiştir.

 Yani değil AB, Türkiye'nin üyelik sürecinde; anayasal birlik konusunda bile mütabık olamamıştır. Her ne kadar bunda birliğin konfederal yapısının doğurduğu esneklikler ve Fransa'nın kendini 'büyük ağbi' olarak görmesinin payı bulunsa da; günümüzde Avrupalı siyaset bilimcilerce de tartışılan 'AB projesinin akibeti' de mühim yer tutmaktadır. Yani birliğin temeli bile sorgulanmaktadır. Bir kültür ve ekonomi birliği olan AB; pişmemiş bir aşure kıvamında sanki.

Kopenhag Kriterleri'nin ve uyum paketlerinin ülkemizdeki demokrasiye ve devlet yapısındaki reformlara katkıları tartışılmaz bir hadise olsa da; birlik içindeki çatlaklar;üyelik süreci yolundaki hamleleri de muallakta bırakmaktadır.

Dolayısıyla milli bir refleksle tepki gösterilen 'Ermeni tasarısının yasalaşması' mevzusu sadece bir kanun maddesinden ziyade; bir zihniyet ve bu zihniyet doğrultusunda yapılan hamlenin sonucudur.

Sevgiler

13:20 - 18/10/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım

Pardus... Özgürlük İçin... Son Yazılar
- An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu
- Kalben sanıyorum...
- Ve Geldi Yaz...
- Moskova ve Pekin mi Türkmenistan'ı Kuvveytleştirecek'?
- Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz.
- Statüko Neden Var?
- Ağlamak yerine çözüm istiyorum
- Yağmurla akmak ahmaklığa...
- Türkiye'nin Sorunu..
- Kültürsüzleş(tiri)len Toplum