| herseye ve herkese dair birtakım yazılar... |
Yağmurla akmak ahmaklığa...Yağmur yağıyor dışarıya... Biz ise üç arkadaş; bizi diğer arkadaşlarımıza götürme iddiasındaki minibüsle; yağmurla berraklaşan mazimize inceden göz kırpıyoruz. Yanımda Ali, derin derin bir şeyler düşünüyor; hüzün kokuyor,hüzün kokutuyor. Diğer yolcular biliyor yahut bilmiyor ama biliyorum ben. Durağa gelirken eski bir ya'resi belirli karşısında, onadır bu kahırları. Arka koltukta Tayfur var. Cüsse itibariyle onun varlığını inkar ahmakça ve beyhude olur ama yüreği zarif bir dosttur o da diğerleri gibi. Minibüs bizi götürürken biz mahalleden diğer birine; ve minibüsün camı masrafsız yıkanırken yağmur damlalarıyla, herkes cama bakıyor. Ya da sadece ben ve Ali bakıyoruz da; tümden gelip tüme varıyoruz bu sebeple. Ön koltukta bir kız, şoförle lüzumsuz ve seviyesiz bir sohbete giriyor. Kız adama yavşıyor mu bilmiyorum ama o an pek de fark etmiyor. Çünkü minibüs bizi götürüyor tüm olumsuz hava muhalefetine muhalefeten; aheste aheste... Belki koymazdı eskilerle buluşmak bu kadar; yağmur böylesine yağmasaydı. Ve belki de Ali bu kadar susmazdı sohbet boyunca; ya'resi ona çarpmasaydı. Aslen hepimizin en az Ali'ninkiler kadar derin ve ekşi ya'relerimiz vardı ama biz; oyunumuzu iyi oynuyorduk. Ağlamak caiz değildi o akşam... Derken buluşma yerine Kenan; sonra üçlü olarak Burak,Turgay ve Tunahan geldiler. Bizimkisi liseden bu yana dostlukiçi hiyerarşi gibiydi. Herkes dosttu ama ikili-üçlü 'sıkı dostlar' vardı. Zaten Burak'la Turgay abi ve ablaları vesilesiyle akraba da olmuştu. Benimse bu dostlaşmalarda tuhaf bis misyonum vardı. Herkesin derdini dinleyen ve bilen; ama kimseye anlatmayan, istese de anlatamayan gerzeklerdendim. Çok içliydim belki de, çok içimdeydim. Köfte gibi... Kenan,Burak ve Turgay üniversiteliydi artık. Tunahan ise kayıt dondurup işlerinin başına geçmişti. Ben ve Ali ise -tuhaf bir yazıdır- üretmeden tüketen sınıftandık artık. Yani eğitim sektörünün de içinde değildik. Yıllarca yaptığımız bu iş artık eski tadını vermiyor muydu ne? Ben zaten üniversite terktim-gayri ihtiyari sebeplerden-. Ali ise istemedi, hep korktu bir şeylerden, bir yerlerden kopmaktan. Benim eskiler tarikatından kardeşim... İçilen çaylar ve yakılmayan sigaralarda hep maziyi özldik grupça. Yani maziyi özlemek için toplanmıştık sanki. Oturup yüz yüze özleşen insanlar... Garip aslında. Aslında o masadaki herkesin herkesle geçmişte büyük kavgaları olmuştu. Kurcalanmaya kalkınsa; sittin sene toplaşamazdık o şekilde. Ama ciğerimizi biliyorduk birbirimizin, iyi niyetlerimiz galipti husumetlerimize karşı. Girilen ortamların verdiği soğuk hava ve umulanı bulamamışlık hali; eskiyi özletiyordu bize. 'Nerede o bayramlar' gibiydik. Nerede o Aliler,Kenanlar vs.. Yani yenisi eskisini aratmasa- ki bir çoğu için aratmadığı için aramıyorlardı zaten- aramazdık birbirimizi bu denli. Lisede yapılanları mahrem bir sır gibi saklamak ve sadece birbirimize şıplatmak da ondandır belki bilemiyorum. Biz o günlerde; matematiksel yazgının ve sosyolojinin parmağını arıyorduk. Ve o günlerde can sızlatıyordu; yarın olacağı gibi..... 15:49 - 8/1/2007 - yorum yaz
|
Tanım
Son Yazılar- An İtibariyle Türkiye'nin Uluslararası Pozisyonu - Kalben sanıyorum... - Ve Geldi Yaz... - Moskova ve Pekin mi Türkmenistan'ı Kuvveytleştirecek'? - Demokratikleşme Süreci ve Güvenlik Stratejilerimiz. - Statüko Neden Var? - Ağlamak yerine çözüm istiyorum - Yağmurla akmak ahmaklığa... - Türkiye'nin Sorunu.. - Kültürsüzleş(tiri)len Toplum |